Nöroestetik: Beynimiz sanata maruz kalınca neler oluyor dersiniz?
- Eren Kaya

- 18 Oca 2024
- 3 dakikada okunur
Hooş geel diii nizzz, bu yazının konusu nöroestetik. Sanat köşesiyle aslında bağlantılı bir konu nöroestetik çünkü sanat eserlerinin beynimizde nelere sebep olduğunu açıklıyor bizlere. Sizce sanat, sanata maruz kalmak beynimizde neler değiştirebilir? ve bu başlı başına bir bilim dalı olmaya değer mi? Buyurun başlayalım.
Sanat, insanlığın geliştirdiği ilginç bir hobi, ama bi o kadar da fuzuli değil mi? Değil. Yapılan son bilimsel araştırmalar sanatın insanoğlu için hayati öneme sahip olduğunu, sanat olmadan hayatta kalamayacağımızı söylüyor. Sanat insana bir iyilik hali veriyor amaa bu iyilik hali yalnızca zihinsel değil. Sanat bizim fiziksel olarak da iyileşmemizi sağlıyor. Sanat, bizim genlerimizde varolan doğal bir ihtiyaç. Tabii sanat denince aklınıza hemen yıldızlı geceler, mona lisa, guerncia gibi kült tablolar ya da Beatiful Ones gibi parçalar falan gelmesin. Taaa ilk çağlardaki mağara adamlarının ellerindeki çakıl taşlarını birbirine vurarak yaptığı müzik, ilkel süs eşyaları ve hatta mağara duvarlarındaki çizimleri de sanat bizim için.
Bilim insanları arıyor, tarıyor ve buluyor ki Van gogh’un eserlerine baktığımızda beyindeki görsel hareket alanı, portrelere baktığımızda beyindeki fusiform lobu (Yüz tanımadan sorumlu), manzaralara baktığımızda ise parahipokampal girus (sahne ve yerlerin tanımlanmasıyla ilgili) aktif oluyor. Ama tüm bu ayrımların yanı sıra sanata baktığımızda, baktığımız her ne olursa olsun aktifleşen bir bölge var: Beynin ödül merkezi, yani dopamin ve serotonin. Zaten güzel şeylere bakmaktan zevk almamızın nedeni de bu. Yani anlayacağınız beyinde öyle özel bir sanata ayrılmış bölge yok. Beyin sanatı anlamak için çok farklı bölgelerini koordinasyon halinde çalıştırmak zorunda. Aslında sanat terapisinin ana kaynağı da ödül merkezi ve farklı bölgelerin çalıştırılması üzerine ama bunu başka bir yazıda ele alırız.
Peki nöroestetik burada nerde hocam? Gel gelelim oraya amaaa, bunu anlayabilmek için önce estetik deneyimin ne olduğunu anlayabilmemiz lazım.
Estetik deneyim: Bir sanat eserine bakınca yaşadığımız öznel duygu ve hislerin tümü. Bu bahsi geçen deneyimlerin tümünü de “estetik üçlü1 adı verilen bir kavramla açıklıyor bilim insanları.
Estetik üçlü: Bir sanat eserine bakınca neler olur?
1- Duyusal motor sisteminden bilgiler alınır
Sonuçta deneyim dediğimiz şey yalnızca görmekten ibaret değil. O eseri görmeniz, ortamdeki sesler, kokular hatta havanın sıcaklığı… Hepsi estetik deneyimin bir parçası.
2-Ödül sisteminin dopamin salgılaması:
Alışkanlıklar ve ödül sistemi yazısında çoook daha detaylısı geleceği için kısaca açıklayayım. Esere bakınca mutlu olman, zevk alman aslında. Sonuçta zevk almadığın şeyleri mecbur değilsen yapmazsın.
3-Bilgi anlam bölgesiyle anlamlandırma:
İşte bu en karmaşığı. Doğduğunuz ev, ebeveyinleriniz, hayata bakış açınız, geçmişten bugüne sosyokültürel çevreniz, ekonomik durumunuz, kimleri okuduğunuz, izledikleriniz, dinledikleriniz… Hepsi bunun içinde.
Yani aslında nöroestetik güzelliğin ölçülebilir olu olmadığını ve daha önemlisi güzelliğe maru kalmanın nelere yol açtığını anlamaya çalışıyor. (Aklınıza hemen sevdiceğiniz gelmesin durun, kopmayın konudan daha işimiz var :) )
Unutmayın estetik deneyim dediğimiz şey yalnız ve yalnız kişiye özeldir. Herkesinki kendine hastır.
Madem öyle Eren efendi, neden bir sanat eserine baktığımda beynimde meydana gelen tepkimeler benzer olmasına rağmen mona lisa gibi portrelere veya manzara çizimleri içeren bir esere bakınca az çok bir şey anlıyorum da guernica gibi modern sanat eserlerinden anlamıyorum? Diyebilirsiniz. Cevap ise çok basit: Hız.
Unutmayın, beynimiz milyonlarca yıldır insan yüzleri ve doğa manzaraları görmeye alıştı ve yeni şeylere alışmak için zamana ihtiyacı var. Örneğin ancak birkaç bin yıldır mimari eserler varlar. Bu mimari eserlerden kastımız derme çatma barakalardan tutun da Aziz Basil Katedraline kadar geniş bir yelpazede ve biz mimari eserlere bile beyinlerimizi tam olarak alıştıramamışken enn fazla 200 yıllık geçmişi olan bu modern sanat eserlerine bi anda alışmayı beklemek, doğrusunu isterseniz biraz acımasızca.
Hani dedik ya bazı sanat eserlerini anlamlandıramıyoruz diye. İşte aslında bizde mental ve fizyolojik açıdan en çok değişimi yaratan da bu anlamlandıramadığımız eserler. Çünkü beyin muallakta kalmayı hiç sevmez. Unutmayın eğer bir sanat eserinde sizi rahatsız eden bir şey varsa ve bu rahatsızlığın üzerine giderseniz, değişirsiniz.
Peki ya sanatla uğraşınca ne değişir? Ruh sağlığı iyileşir bir kere, hem kendimizle hem de başkalarıyla olan iletişimimiz kuvvetlenir
Stres hormonu olan kortizol azalır, beynin kimlik ve öz farkındalık kısmı harekete geçer.
Daha dirençli ve daha fazla duygusal denetime sahip oluruz, Serotonin dopamin ve oksitosin salgılanır. Yani mutu oluruz. Beyin aktivitesi arttığı için kan akışı hızlanır, oksijen seviyesi artar bu da daha yüksek konsantrasyon, daha az baş ağrısı ve daha iyi hafıza anlamına gelir.
Hatta ve hatta sanat otizm semptomlarının tedavisinde kullanılır.
Duygusal düzenlemeyi teşvik eder
Motor becerileri arttırır
İletişimi kolaylaştırır
İşte dostlar, sanat bu kadar derin bir derya ve faydaları da saymakla bitmiyor gördüğünüz gibi. O zaman bu deryadan biraz olsun biz de faydalanabilmek için burada, bu blogda her perşembe günü sanat köşesinde buluşalım, ki bu hafta harika bir tablo var: Venüsün doğuşu. Eminim seveceksiniz
Ancak o gün gelene kadar görüşürüz kıymetli okurlar
Ben Eren Kaya ve bir sonraki yazıda görüşene dek, sanatla kalın efenim
Yorumlar